Tik-Tak

Valinor’un Saklanışı adlı bölümde Ay’ın, Güneş’e nazaran daha kararsız ve zamansız hareket ettiği anlatılır. Güneş’in  seyir halinde olduğu yerleri terk edip kendi yoluna devam etmediği, Urwendi’den sakınmadığı zamanlardan bahsedilir. Valar, henüz bu enstantaneleri gördüğünde endişe duymamaktadır. Ancak bir olaydan sonra, bu konu onları korkutmaya başlar. Mandos’un eşi Vaire bu korkunun neden kaynaklandığı anlatır.

Valar özel bir toplantı hâlindedir. Göğün lambalarının nasıl kontrol altına alınacağını aralarında müzakere etmektedirler. O esnada, üç yaşlı adam onların huzuruna dikilirler ve Manwe’yi selamlarlar. Valar şaşkındır çünkü bu kişilerin kendi topraklarına yardım almaksızın nasıl girdiklerini anlayamamışlardır. Yaşlı görünürler ve ne kadar yaşlı olduklarını kestiremezler. En soldaki küçük ve kısa iken, ortalarında bulunan orta boylu, en sağdaki ise uzun ve yapılıdır. Yine en soldakinin kısa saçları ve küçük bir sakalı var iken, ortadakinin saçı, sakalı ne uzun ne kısadır. En soldakinin sakalı, yürürken yerleri süpüren cinstendir.

Solda duran, kendilerinin kardeş olduklarını, ince zanaâtte sınırları aşan bir üstünlüğe sahip olduklarını söyleyerek söze girer. Adları Danuin, Ranuin ve Fanuin’dir. Artık aralarında bir sıra varmışcasına ardı ardına sözü birbirlerine bırakarak konuşmaya başlarlar. Valar’ın şaşkınlık ve tereddütleri karşısında, sahip oldukları kabiliyetleri sunacaklarını ifade ederler. Kimliklerini ancak Valar, onların anlatacakları kıssayı onaylarlarsa paylaşacaklardır.

Melkor’un bir tuzağı olabilir düşüncesiyle Valar’dan bazısı itiraz eder ancak şaşkınlık onları da kabûle sürükler. Üç yaşlı kişi, bir oda isterler. Aule’nin evi hazırlanır. Yaşlılar gizlilik içinde eğirip dokurlar. İki tane oniki saat geçtikten sonra üçlüden Danuin gelir ve Manwe’ye “işte el sanatıma bakın!” der. Elleri boştur ve kimse bir şey anlamaz. O esnada Güneş Gemisi gittiği yerden dönüyordur ve Danuin geminin kıç tarafına elini koyar, Suların Efendisi Ulmo’ya, her zaman yaptığı gibi gemiyi Gece Kapısı’na doğru çekmesini söyler. Ulmo, tüm gücünü kullanmasına rağmen yapamaz. Herkes korku içinde bakakalır. Danuin sonra gemiyi serbest bırakır.

Yirmisekiz gece sonra Ranuin gelir ve “el sanatıma bakın!” der. Onun da elleri boştur. Derken Ay Gemisi, Valinor yakınlarından geçmekte iken, Ranuin, Valinor adasının üzerindeki camdan çıkıntılara ellerini kenetler ve bekçisi Silpion, Ay Gemisi’ni kıpırdatamaz. Ranuin tek kelime etmeden gider ve kaybolur, Ay serbest kalır ancak Ranuin’i de bulamazlar.

Ay, onüç kez ışıldar ve solar. Ardından üçlünün sonuncusu, Fanuin gelir. Valar’a, Ay’ın bekçisi geldiğinde onu durdurmalarını, Güneş’le Ay’ın aynı ânda Valinor’da olmasını istediğini söyler. Yardım ister çünkü bu bir araya getirme işi, onu dahi aşan cinstendir. Güçlü Tulkas’ın sarayından yedi kişi, Fanuin’in gözle görülmeyen ancak belli ki yedili üzerinde icra ettiği meçhul tesir ile Güneş ve Ay’ı bir araya getirir.

“Bak Ey Sulimo (Manwe), tanrıların efendisi, iş yapıldı ve ışık gemileri, zamanın kırılamaz prangalarının içine yerleştirildi. Bunu ne siz, ne de onlar asla kıramaz. Her ne kadar bu prangalar Iluvatar’ın yaptığı tüm varlıklar için görünmez olsalar dahi, onlar yine de nesnelerin en güçlüsü en sağlamıdırlar.” der Fanuin.

Valar âniden farkeder ki, Fanuin’in arkasında diğer iki kardeşi hazır bulunuyordur. Danuin, Manwe’nin eline ince, narin bir ip yerleştirir. Manwe onu göremez. Danuin, Manwe’nin bununla Güneş’in geliş-gidişlerini yönetebileceğini söyler. Manwe’nin ellerinin rehberliğiyle Güneş’in bu hareketleri, Yeryüzü için en değişmez hesaplamaların dayanağı olacaktır.

Ardından Ranuin, Manwe’nin avucunun içine sağlam bir halat bırakır. Bununla Ay’ı yönetebileceğini söyler. Hikâyenin başında geçen, Ay’ın kararsız ve zamansız hareket etmeye dair güçlü temayülünü bu halat ile zabtedebileceğini anlatır ve Ay, Elfler ve İnsanlar için bir zaman ölçüsü olabilecektir.

Fanuin gelir, güçlü bir palamarı Manwe’nin yanına taşır. Manwe onu, Valinor’un yüksek ve ulu tepesi Taniquetil’in üzerinde bir kayaya düğümler. Kayanın adı bundan sonra Gonlath’tır. Palamarların en kudretlisi, Güneş ve Ay’ı akışlarına bağlı tutacaktır. Manwe bu sayede artık, onların hareketlerini birbirlerine göre düzenli kılabilecek, yazgılarını birlikte dokuyabilecektir, çünkü Fanuin’in kalın ipi, Yılların İpi’dir ve Urwendi Gece Kapısı’ndan çıktığında günlerin ipi ince, narin ağlarıyla bütün karmaşasıyla yılların ipini eğirecek, Büyük Son gelene kadar Yeryüzü’nün etrafında dönecektir.

Böylece bütün Dünya ve sakinleri, hem tanrılar hem Elfler ve İnsanlar hem de hareket eden tüm yaratıklar ve orada kök salmış her şey Zaman’ın bağlarıyla bağlanacaktır.

Valar korku içinde, neler olduğunu anlamıştır. Bundan sonra onların dahi zamanı sayılıdır, sayılacaktır. Iluvatar, Büyük Son’a onları geri çağırana dek ağır ağır yaşlanacaklar, parklak günleri solacaktır.

Fanuin sözü alır: “Hayır, bu Ainur’un Müziği’dir. Biz kimiz? Danuin, Ranuin ve Fanuin; Gün, Ay ve Yıl. Bizler, Ainur’un en yaşlısı Aluin’in, Zaman’ın Çocuklarıyız. O Zaman ki, Iluvatar’a boyun eğen, O’na tabi olandır. Oradan, Zaman’dan geliciyiz ve şimdi oraya, Zaman’a gidiciyiz.”

Sonra bir ânda Valinor’dan kaybolup gittiler. Artık Dünya’nın içindeki her şey, Güneş ve Ay’ın değişmeyen rotalarının çizilişi gibi, zamana ve değişime boyun eğecekti.

İşte Morgoth’un, hapishanesinden kaçacağı hadiseler zincirinin başlatıcısı olan, Ay’ın kararsızlığını manipüle etmekle, Güneş’le olan harmonisini bozması ve Son Savaş’ı ve Zamanın Sonu’nu getirmesi, kurulan bu düzeni yıkmasının sonucudur. Ancak bu kaderdir.

Üç Yaşlı Kişi’nin, zamanın iplerini kurması hadisesine, Günlerin, Ayların ve Yılların Dokunması denir. Bu öykünün anlatıcısı Vaire de, ismiyle müsemmâ, örücü/örgücüdür. Zaman boyunca olup bitmiş her şeyi dokur ve eşi Mandos’un, bir çeşit berzâh durağı olan Salonları, onun ördüğü ağlarla kaplıdır ve çağlar boyunca bu ağlar genişler durur. Başka bir deyişle Vaire, kozmik/dehrî bir vakanüvistir.

Üç Yaşlı Kardeş’in yaptıkları, Iluvatar’ın tayin ettiği kader planının bir parçasıdır. Kardeşler bunu Valar’a ilân ederler. Valar, her ne kadar ölümsüz olsalar da, kurulan zamana tabi olmakla, başlangıç ve son denen şeyleri tadacaklarını idrâk ederler. Ainur’un Müziği ile başlayan ve Zamanın Sonu ile bitecek olan bir senaryonun içindedirler. Sonra, sıfırdan yeni bir sahne kurulur mu, Valar’ın müstâkbel sahnede ve zaman kurgusunda rolü olur mu- bilmek mümkün değil.

Ainur, Iluvatar’in fikrinin çocuklarıdır. Ainur’un Müziği başlatılmadan önce, yine müzikler icra ediyorlardır. Iluvatar’ın hoşnutluğu zuhur ediyordur. Ainur’un Müziği ismiyle başlayan yeni kurgu, müteakiben Ea (Ol! anlamına gelen yaratış emri), Güneş ve Ay’a bağlı olan zamanın değil ancak bir başka öncül zamanın başlangıcını teşkil eder. Henüz sayılmayan günlerin zamanı başlar. Ainur, bir vizyon, görü olarak, belki fragman misâli, kainât hikâyesini, belli başlı sınırlar ve sırlar mahfuz kalmak suretiyle, başından sonuna izlerler. Özü, teması, nakaratı Iluvatar tarafından verilmiş olan müziğin hikmeti kendilerine sunulur. Arda’daki görevleri dağıtılır. Geçmiş ve geleceğin kendilerine serilmesi bir bakıma mânânın anlaşılması içindir.

Üç Yaşlı Zaman Çocuğu’ndan Danuin, iki tane oniki saatin, yani bizim bir gün dediğimiz zamanın geçmesiyle el sanatını Valar’a gösterir. Keza yirmisekiz gecenin sonunda, yirmidokuzuncu günde, aybitiminde Ranuin icraati ile ortaya çıkar. Ranuin’den sonra Ay onüç kez ışıldar ve solar. Bu esasen, bir Ay Yılına bir ay ilâve etmek anlamına geliyor. O noktada Fanuin gelir ve işi bitirir. Valar için ve kainât için değişmez ve değiştirilemez zaman kanunu yürürlüğe girmiş olsa da, Üç Yaşlı Kişi’nin işleri sırasında da bir kronoloji vardır. Burada Üç Kardeş, zamanın hükmünü kurarlar. Valar’ın hiç bilmediği bir şeyden bahsetmiyorlardır. Valar için bu kanun sadece henüz yürürlükte değildir. Kaçınılmaz olanın mer’iyete geçmesinin şaşkınlığı ve hüznüdür yaşadıkları.

Günlere ait narin ve ince ipler, dolanarak ve bir araya gelerek daha kalın olan ayların halatına dönüşür, devamla daha sağlam olup yıllara ait palamar ortaya çıkar. Üç Kardeş’in tarifinin içinde “Ainur’un Müziği’dir bu” demelerinin arka planında, zamanın oturtulması icraatlerinin, Ea’nın, Ol! emrinin içinde yer alan bir unsur olması vardır. Bu yaptıkları Ol’daki plana ve takdire ait bir mânâdır. Valar’a bu hikmet anlatılır.

“Zamanın kırılamaz prangalarının” Iluvatar’ın yarattıkları tarafından görülemeyeceği ve yok edilemeyeceği vurgusunda, bilimsel metodların keşfettiği kanunlar gibi, zaman kanunun da gözle görülemez ancak değiştirilemez kurallardan olduğu anlamını görürüz. Peki Morgoth, bu değiştirilemez kanunu ortadan kaldırmış olmuyor mu? Bence evet ve bu durum Üç Bilge Kardeş’in ifadeleri ile zıtlaşır. Ancak, Ainur’un Müziği icra edilirken de, o zamanlardaki adıyla Melkor, yücelik taşıyan ritmi bozmayı başarıyordu ve Iluvatar şunu demişti:

“Sen Melkor, göreceksin ki, başka kılınamaz müzik bana rağmen. Ve bunun teşebbüsü kanıtlayacak, tüm şeyler ve biçimler düzeninde benim çalgımın galibiyetini, onun aklına hayaline gelmeyecek mükemmeliyetini.”

“…Ne zaman ki vardılar Hiçliğe, şöyle buyurdu Iluvatar onlara: İşte sizin Müziğiniz! Ve bir hayalle donattı gözlerini, duyduklarının ardına koyup getirdi gördüklerini: gördüler yeni bir Dünya sunuluyordu gözlerine ve yükseliyordu Hiçliğin orta yerinde…Ve sen Melkor, dimağındaki sırlı fikirleri keşfe dalacaksın burada ve kavrayacaksın onların, esas bütünün parçalarından ibaret olduklarını ve onun (esas bütünün) ihtişamından pay aldıklarını.”

Prangalar kırılacaktır ancak bu Iluvatar’ın hükmüdür. Zamanın boynu aslında yine O’na eğilmiştir, başkasına değil. Ve Ainur’un Müziği’nden daha görkemlisini Iluvatar’ın Çocukları’nın Korosu, Günlerin Sonu’ndan sonra bir zamanda çalacaktır. Iluvatar ezgileri eksiksiz çalınacak ve seslendirdikleri ân Varlık’a (Beka) bürünüş ânları olacak ve herbiri O’nun planının sırrına varacak, O razı (well pleased) olmakla herbirinin zihnine Gizli Ateş’i yerleştirecektir. Bu nedenlerle, Morgoth’un işleri ve sebep olduğu yıkımlar tek açı ile değerlendirilirse hataya düşeriz.

“Vay şu dehrin mahrûmiyet ve hüsranına! diyerek kahırlı söz söylemeyin. Zira Allah’ın kendisi dehrdir”

Dehr, kainâtın ömürüdür. Olan ve olacak her şeyin zamanıdır. Başa gelen kötü bir olay karşısında, “zamanın akışına, içinde olan ve olacağa yazıklar olsun” denmesi, bu hadis-i şerif ile men edilmiştir. Allah’ın kendisi- ifadesi, O’nun mutlak iradesinin bu akışın üzerinde olması ve akışın sahibinin O olmasıyla açıklanır.

İşbu, Zamanın Sonu’nun kader olması gibi, başka bir zamanın başlatılabilecek olması da imkân dahilindedir. Üç Yaşlı Kardeş’in yaptığı, odaya girip, aslında başlamış olanı bildirmek, odanın ortasına tik-tak’ları ile sessizliği bozan bir saat koymaktır. Bu saatin zembereği iplerle, kendi öz gerilim ve gerginliğini korur ve böylece zabt-u rabt altına alınmıştır. İpler Manwe’nin elindedir.

Zamanı neden ipler tutar?

“Tik-Tak” için 4 yorum

      1. Tatlı bir denk geliş olmuş yine. Bir kaç gün önce, o kitabı alıp almamayı düşünüyordum.

        Tavsiyenizi işaret kabul ediyorum.

        Kaleminize/klavyenize bereket dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir