Arayış

Ötesine geçebildiğimiz her çizgi, rıza ve hoşnutluk kazanmakla veyahut takdirin içinde rol almakla verilen izin ve imkân sebebiyle geçilebilmiştir.

“Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çevresinden geçmeye gücünüz yeterse geçin gidin.

Ama Allah’ın verdiği bir güç olmadan geçemezsiniz.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Üzerinize ateşten alev ve duman gönderilir, kendinizi savunamazsınız. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Gök yarılıp, erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül gibi olduğu zaman. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? İşte o gün, ne insana ne de cinne günâhından sorulmaz. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Suçlular simâlarından tanınır, alınlarından ve ayaklarından tutulur. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? İşte bu, suçluların yalanladığı cehennemdir. Onunla kaynar su arasında dolaşırlar. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?”

Rahman sûresi 55/33-45

Cinler ve insanlar, semâvat ve arzın aktarına (miktarına, kadarına, hem kenar sınırlarına hem de mahiyetine ait sınırlara) nüfuz edin (de görelim), (ancak) nüfuz edemezsiniz (la tenfuzune), bir sulta’ya, sultana (illâ bisultanin), bir güce (o meçhul güç size verilmedikçe) sahip olmadıkça (nüfuz edemezsiniz).

Aktar, kadar, miktar ve kader kelimeleri ile ilintilidir. Kader, hayatın kendisi başta olmak üzere, ona ait tüm şubelerde, bize verilen kadar’lar ve miktarlardır. Kur’ân’ın kuşatıcı ve az söz ile çok şey barındıran uslûbu.

Bu ayetlerde, cin ve insana meçhul bir güç olmaksızın (illâ bisultanin) semalar ve ard’ın (arz) aktar’larına nüfüz edemezsiniz deniyor. Kesin surette geçemezsiniz denmiyor.

Devamında, kıyamet gününe yönelik konulara geçiliyor. Göğün yarılması, sorguya hacet olmaksızın, insana ve cinnin dış görünüşlerinden dahi vaziyetlerinin açık hâle gelmesi konuları beyan ediliyor.

Dönüyorum: Gece Kapısı ve Sabah Kapısı’nın bekçisi Urwendi, Güneş’in doğuşuna ve batışına nezâret edici olmakla birlikte bu kapıların anahtarlarına da sahiptir. Anahtar, iki adet mistik sözcüktür. Bu sözcükleri sadece Manwe bilir ve belki de bu sırrı, üstlendiği görev sebebiyle  Urwendi’yle paylaşmıştır. Urwendi, Maia sınıfından olup, Güneş’in sevk ve idare edicisi idi. Başka bir adı Arien olan bu Maia, içinde ateşin özünü taşır ve Laurelin isimli, Güneş’in içinde yer alan ışığın harı, sıcaklığı onu yakmaz ve korkutmaz. Yaratılışındaki ateş unsuru ve sahip olduğu özellikler karşısında Melkor aklını çelmeye, onu kendi hizmetine almaya çalışır ancak başarılı olamaz. Arien, aradan geçen uzun zamanın sonunda, Gazap Savaşı’nın bitiminde, Güneş’in kapılarının berisinde, başka bir deyişle demir parmaklıklara mahkûm olan Morgoth’un gardiyanlığını yapmaya başlamıştır. Savaşlar Savaşı denilen, apokaliptik son kavgada zincirlerinden kurtulacak olan Morgoth, zamanın sonunu dışarıda, ordusunun başında görecektir.

Rahman sûresinden alıntıladığım ayetlerde, semalar ve yerin aktarının, sultan ismiyle nitelenen bir izin ve imkân olmaksızın geçilemeyeceği, ona nüfuz edilemeyeği beyan edilir. Nüfuz, içine geçme, delip geçme, etkin ve etkili olma anlamına gelir. Ayetin meâlini tersinden okursak, izin ve imkân verildiği takdirde, meçhul aktar üzerinde etkinlik kurulabilir ve delinip geçilebilir. Ayetlerin devamında tarif edilen kıyamet gününü, insan ve cinnin kaçamayacağı sonlar sonunu aklımızda tutalım.

Urwendi’nin heybesinde, iki tane mistik sözcük vardı. Birisi, ötekinin tersi (reversed) olup, aslında aynı kelimelerdi. Bunlarla, sınırlarda yer alan iki kapıyı açabiliyordu ve sözcükler, Iluvatar’a en yakın Vala, Manwe tarafından kendisine verilmişti. Bu sözcükler, izin ve imkânı temsil eder. Aynı zamanda Iluvatar’ın rızası dahilinde hareket etmeyi ifade eder. Morgoth, hapsedildiği bu kapıların gerisinden, son savaşta, Arda’nın kıyametinden önce serbest kalacak, kader kendisine izin ve imkân verecek, kapıyı delip geçecek ve Savaşlar Savaşı patlayacaktır. Takiben, kimsenin kaçamayacağı sonların sonu tahakkuk eder.

Kayıp Öyküler Kitabı 1’in Valinor Saklanışı bölümünden alıntılıyorum:

“…denir ki, Büyük Son gelişinden önce Melkor, Ay ve Güneş arasında bir çekişme yaratmayı başaracak, Ilinsor (Ay’ın sevk ve idare edicisi Maia) Sabah Kapısı’ndan geçerek Güneş’i izlemeye uğraşacak, onlar geçip gittiklerindeyse Doğu’nun ve Batı’nın Kapıları yok edilecek, Urwendi’ye olan sevgisi yüzünden Manwe’nin oğlu Urion Fionwe sonunda Melkor’un felaketine uğrayacak ve düşmanını mahvetmek için dünyayı mahvedecek ve ardından her şey yuvarlanıp gidecekti.

Böylece bitirdi Vaire ve o büyük öykü odanın içinde sessizliğe büründü”

Morgoth, kendi açısından plan kurarak ve zorla uyguladığı, Iluvatar’ın nezdinde ise çizilen kaderin infaz edilmesi sonucunda, kapıları kainatın da sonunu getirecek bir yöntemle açar. Rıza ve hoşnutluk temelli bir izin/imkân söz konusu değildir. Sübjektif açıdan cebrî, objektif açıdan takdir eliyle, Morgoth yıkımı getirmiştir ve Son Savaş’ın fitilini ateşler.

“O gün Sûr’a üflenir, bölük bölük gelirsiniz. Gök de açılmış, kapı kapı olmuştur.”

Nebe sûresi 78/18-19

Arda’nın ve Dünyamızın zaman-mekân koordinatlarını arıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir