Sınırları Zorlamak

Duvardaki düğmeye bastığımda ışık açılır. Asılı ampulün içinde dönen elektrik, sigorta kutusunda yüklü pillerden gelmez. Biraz daha uzakta, trafoda da hazır bekletilen elektrik iyonları depolu değiller. Daha da uzağa gitseniz, sizi hazır bekleyen, elektrik enerjisinin kesintiye uğradığı bir nokta bulamazsınız. Ta ki suyun biriktirildiği barajın havuzundaki milyonlarca metreküplük alana varıncaya kadar. O su, tribünden geçip üretim başlarken eletriğin kesintisiz olarak odama kadar varan uzun yolculuğu da başlamıştır. Arada yer alan birtakım adresler regülasyonu sağlar. Milyonlarca kilovatı, taşıyabileceğim ve bana o ân için lazım olan miktara indirgeyen sistemin ara üniteleri vardır. Ancak odama ve var olan tüm odalara kadar, arada kesinti olmaksızın, sürekli gerilim halinde olan bir akış var.

Kayyum, Allah’ın bir ismidir. Kendi zatı ile var olan, başka dayanağa ihtiyacı olmaksızın var olan ve var eden, varlıkta tutan gibi anlamlara geliyor. Allah’ın Kayyum ismi ve diğer tüm isim ve sıfatlarının tecelli etmesi, yansıması, biz bu meseleleri düşünmüyorken edilgen de, biz tefekkür etmeye başlayınca etkin hâle gelmiyor. Akış her ânın içinde ve ânı kuşatıcı bir şekilde daim ve kaim olmalı ki, mutlak bir Zât’tan söz edebilelim. Akış/tecelliler, ânlık, kesintisiz ve köke doğrudan bağlı bir surette duyularımıza ulaşır. Regüle edilmeden ulaşsa belimiz bükülecek. Talep ve kapasiteyi arttırabilmişseniz ne âlâ.

İnsan, her sürecin kendi kendini teyid etmesini ister. Her yeni gün ve saatte, yeni gelişmeler karşısında, doğru bildiklerimizin sağlam kalabildiğini, yıkılmadığını görmek isteriz. O doğru her ne olursa olsun, kesinti görmemesi lazım. Yeni durum ve koşullar, bunu değiştirememeli. O sebeple, bir kimse ya da bir eser hakkında, bir bilgi hakkında nezdinizde bir kanaat oluşmuşsa, yine de sürecin kendi kendini teyid edip etmediğine bakarsınız. Belki de- deyip şüpheli sorular sorarsınız kendinize, ancak o doğruluk hâlâ ayakta durabiliyorsa, şüphe vazifesini yapmıştır ve geride bırakılmalıdır. İnanç, bilgi, güven gibi olgular karşısında insan, kalbî, aklî ve vicdanî devamlılık talep eder. Allah’a inanıyorsanız, bunun devamı için tecellilerindeki akışı devamlı takip etmeniz gerekir. Bir kaynağı irdeliyor ve içinde bir hakikât olduğuna inanıyorsanız, onun her köşesini irdelemeye, başka hakikâtlerle teyid etmeye, en azından tefekkür dünyanızda size sıcak ve yakın gelen şeylerle uyumlu olmasına önem verirsiniz. Akış kesintisiz olmalı.

Farklı mecraların, farklı frekansların aynı ya da benzer bir dili kullanıyor olmasını, aynı ya da benzer, birbiriyle uyumlu bir argümanı, teoriyi veya iddiayı taşıyor olmasını önemsiyorum. Bu tip buluşmaları, bir ipucu, peşinden gidilmeye değer bir araştırma kapısı olarak görüyorum. Çünkü, kimlik ayırdetmeksizin herkesin odasını aydınlatmaya gelen bir akış var.

Kainatın/Varlığın, tek tanrı Iluvatar tarafından Ainur’un Müziği kullanılarak yaratılmasını takiben, içinden geçilen (İki) Lamba Yılları, (İki) Ağaç Yılları, Güneş Yılları ve İlk Çağ ve devamında İkinci, Üçüncü, Dördüncü Çağlar Orta Dünya tarihini oluşturuyor. Bu silsilenin en başından Dördüncü Çağ’a kadar büyük savaşlara sebep olmuş Melkor, adına Dagor Dagorath (Savaşlar Savaşı/Son Savaş) denilen hadiseye kadar sahnede hep var. Melkor’un, Ainur’un Müziği sırasındaki galip ismi, aradan geçen zaman ve sabıka kaydına eklenen ağır suçlar sonucunda Morgoth olur. Melkor’un ilk hecesi, MBEL kökünden gelen “melek” isminden geliyor. Bu kelime, Tolkien’in yazmalarında bu haliyle yer alıyor. Anlamı, güçlü, yüce demek. ORE kökünden gelen ikinci hece ise kalp, şuur ya da yükselişte olan gibi anlamlara geliyor. Esasen, melek kelimesi Arapça’da da güç-güçlü anlamlarında kullanılır. Mâlik, mülk, meleke (aklî meleke gibi) gibi kelimeler, sahiplik, kuvvet alanı içeren anlamlarıyla melek ile aynı kökten gelirler. Valar sınıfı Tolkien’in kendi yazmalarında “angelic powers” olarak geçer. Melekûtî kuvve(t)lerdir Valar. Melkor’un, yaptıkları ya da yıktıkları neticesinde, adı Morgoth olur. Bu ismi, kendisi de kullanır. Kara Düşman ya da Tiran anlamına gelir. Kara Diyar demek olan Mordor’daki “mor” hecesi Morgoth’taki ile aynı kelimedir.

Morgoth, İlk Çağ’ın 545. yılında başlayan Gazap Savaşı’nı kaybeder. Arda’daki karargâhı, Demir Dağlar’ın altındaki Utumno yıkılır. Valar onu, Gece Kapısı’ndan, Dünya’nın Duvarları’nın ötesine, Zamansız Boşluk’a iter. O duvarların üzerine de sürekli bir bekçi tayin ederler. İnsan bir babadan ve Elf bir anneden olma, İlk Çağ’ın 503. yılı Gondolin şehri doğumlu Earendil bu göreve atanır. Adının anlamı deniz aşığıdır. Earendil, gardiyanlık vazifesini yaparken, Vingilot (Köpük Çiçeği) adlı gemisini kullanır. Gazap Savaşı’ndan önce Arda’nın fizikî denizlerinde dalgaları köpürten Vingilot, Valar’ın atadığı görev ile seyrine gökte devam eder. Earendil, Üç Silmaril’den bir tanesini taşımaktadır. Bu Silmaril, Melkor’un Ungoliant ile birlikte keserek imha ettiği İki Ağaç’ın ışığını taşır. Melkor’un mağlup olduğu savaşta İnsanlar ve Elfler için Valar’dan yardımlarını dileyen kişi de Earendil’dir. Morgoth artık hareket alanı sınırlandırılmış, suretiyle ve bizzat bozgunculuk faaliyetlerine ve savaşlara katılamaz. Ordusunu, komutan tayin ettiği Sauron’u ve şürekâsını uzaktan, doktrinleriyle yönetecektir. Tolkien efsane tarihine göre, Dagor Dagorath’a kadar bu böyledir.

Gece Kapısı, Arda’nın içinde olduğu evrenin sınırlarını teşkil eden Şeylerin/Nesnelerin Duvarı’na Valar tarafından konulmuş bir kapıdır. Şeylerin Duvarı Quenya dilinde Ilurambar olarak geçer. Anlamı aynı zamanda Evrenin Duvarları’dır. Bu duvarlar, Dünya’yı ve onu çevreleyen büyük okyanus Vai’yı kuşatan ve onları Boşluk karanlığından ayıran şeydir. Gece Kapısı, işte bu duvarların üzerindedir.

 Kayıp Öyküler Kitabı 1’de Gece Kapısı şöyle anlatılır: 

Kapı orada, koyu mavi duvarların karşısında simsiyah ve devasa bir şekilde hâlâ yükselmektedir. Sütunları en kudretli bazalttandır, üst eşiği de aynı şekilde, ama onun üzerine siyah taştan büyük ejderler oyulmuştur, ağızlarından gölgeli dumanlar dökülür yavaşça. Kapılar kırılamaz ve kimse onların nasıl yapıldığını ya da yerleştirildiğini bilmez, çünkü Eldar’a (ilk doğan Elfler) bu korkunç inşanın içinde bulunma izni verilmemiştir ve o tanrıların son sırrıydı; ve dünyadaki hiçbir şey o kapıyı zorlayamayacaktı, sadece mistik bir söz açabilirdi onu. Bu sözü yalnızca Urwendi (Arien, Güneş’in sevk ve idare edicisi Maia) biliyordu ve bunu ona (Valar’dan) Manwe söylemişti, çünkü Gece Kapısı’nın ötesi dış karanlıktı, orayı geçen kişi dünyadan ve ölümden kaçabilirdi, Yeryüzü’nde yaşayanların kulakları henüz böyle şeyler işitmemiştir, bunu hiç işitmeyebilirler de.

Gece Kapısı’na mukabil Sabah Kapısı da vardır. Tanrıların (Valar) Dünya’nın Doğusu’ndaki eseri, altından büyük bir kemerdir. Gümüş kapılarla kapatılmıştır. Etrafı kor gibi yanan buharla örtülüdür. Sabah Kapısı, yine Güneş’in sevk ve idare edicisi Urwendi’nin önünde açılır ve onun açılması için gereken mistik söz de, Gece Kapısı için lazım olanın aynısıdır ancak onun tersidir.

Morgoth, işte bu Gece Kapısı’ndan dışarı çıkarılarak, Zamansız Boşluk’a konulmuştur. Burada bir durup, Oktan Keleş’in Kulbak Bilge adlı kitabına, 359, 360 ve 361’inci sayfalarında yer alan şemalara gidelim.

Konu bütünlüğünden uzaklaşmamak için, sadece şemalarda yer alan belli başlı unsurların üzerinden geçelim. Birinci şemada, uzay olarak bildiğimiz ilk mekân, ortada siyah bir kare olarak resmedilir. Uzayın dışında daire şeklinde bir Mavi Gök ve bir Kızıl Gök bulunur. Bu üç öğe İç Gök adlı ayrı bir mekânın içindedir. İç Gök’ün üç mekânının kendilerine ait zamanları var. Ancak bunların dışında kalan “İç” adlı alanda zamansızlık mevzubahistir. İç Gök’ten dışarı çıktığımızda Dış Gök vardır ve cevheri sudur. Dış Gök’te Gündüz Aydın adlı bir mega güneş ve Ay Börk adlı bir mega ay mevcut. Öncelikle, burada resmedilen (Güneşler Güneşi benzeri) Güneş ve (Ayların Atası benzeri) Ay teması, güneş-ay ikilisine yeni bakış açısı getirir. Gündüz Aydın söner ve yanar. Doğurduğu sonuç itibariyle, tıpkı bizim güneşimizin doğup batması gibi bir etkinliğe sahiptir, keyfiyeti meçhul olmakla birlikte.

Dönüyorum: Morgoth, evreni saran duvarların dışına, zamansızlığın hakim olduğu bir mekâna hapsedilir. Valar, onu dışarı çıkaracağı noktaya bir kapı yapar. Tolkien efsanesinde yer alan Güneş, doğar ve batar. Bu iki aktiviteye ait iki kapı olmakla birlikte, esasen tek bir güneş vardır ve Güneş’e memur bulunan Orwendi, bu iki hadisede de nezaretçidir ve Gece Kapısı ile Sabah Kapısı aynı Güneş’in belirdiği ve gözden kaybolduğu kapılardır. Güneş tektir. Morgoth’un çıkarıldığı kapı Gece olması hasebiyle, karanlığın hüküm sürdüğü taraftır ve efsaneye göre, Dagor Dagorath’a kadar karanlıkta hapsedilir. Son büyük savaşta serbest kalması bir tayin ya da tercih değil, kaderî bir durumdur. Earendil’e o tarihte serbest bırakması söylenmemştir. 

Gece Kapısı’nın ötesi dış karanlıktı, orayı geçen kişi dünyadan ve ölümden kaçabilirdi. Bir çeşit kayıtlardan ayrı hâle getirilme ve dondurulmuşluk halidir bu. Güneş’in hep batmış hâlde olduğu, ya da zuhur etmemek suretiyle olmadığı, doğmadığı bir yerde, zamanın donmasından söz edebiliriz. Belki de Valar, son büyük hüküm günü gelmeden, zaten Morgoth’u mutlak olarak yok edemeyeceği veya kader müsaade etmeden etkisiz hâle getiremeyeceğini bildiği için onu kayıtlardan ancak bu yolla dışarı, ancak geçici suretle çıkarmıştır. Bunu yapabilmek için büyük Gazap Savaşı verilmiş, İnsanlar ve Elfler için yıkımlar ve ölümler yaşanmış, her şeyin öncesinde Earendil’in büyük testlerden geçerek Aman diyarına gelmesi ve Valar’a yardım için yalvarabilmesi gibi özel gayretler sarfedilmiştir. Zira Aman’a gidip doğru adına dahi olsun yardım dilenebilmek kolay ve erişime açık bir husus değil.

Özetle büyük bedeller ödenir. Bu kadar büyüğü dahi mutlak galibiyeti getirmez. O sebeple kaderî olduğu yorumuna varıyorum.

Morgoth, efsaneye göre Zamansız Boşluk’a atılmıştır. Boşluk, Iluvatar’ın Sönmeyen Alev’i boşlukta tutuşturarak yaratış ameliyesini sergilemesi ile karşımıza çıkmıştı. Ea denilen kainât, Boşluk’un ortasında Var edilen bir mekân oldu ancak kainât Boşluk’un bir parçası olmadı. Boşluk kainâtın bir parçası idi. Gandalf’in Balrog ile dövüşünden sonra, düşünceden ve zamandan ayrılıp Orta Dünya’nın 3. Çağ’daki büyük savaşına yardım için tekrar dönmek üzere terk ettiği yer de Boşluk idi. Kulbak Bilge’deki şemada, zamanın ve hayatın olduğu Uzay, Mavi Gök ve Kızıl Gök haricinde kalan “İç”, Tolkien efsanesindeki Boşluk’u barındırıyor olabilir.

Dış Gök’ün ise cehveri sudur. Gündüz Aydın ve Ay Börk bu göktedir. Efsane’de ise, Büyük okyanus Vai’nın Arda’yı kuşatması, Arda’nın, Güneş’in ve Ay’ın onun içinde yüzmesi gibi keyfiyetlerden söz ediyoruz.

J.R.R. Tolkien’in Mektupları adlı eserin 211. mektubunda yazar kendi düştüğü dipnotta, Sauron’un kulesi Baraddur’un yıkılışı ile gerçekteki bizim zamanımızın arasında yaklaşık 6.000 yıl olduğunu tasavvur ettiğini (imagine), eğer ki İkinci Çağ ve Üçüncü Çağ’ın uzunlukları ile aynı sürelerden bahsedebiliyorsak, bizim şu ânda Beşinci Çağ’ın sonunda olduğumuzu tasavvur ettiğini, ancak kanaatine göre çağların hızlandığını/çabuklaştığını (quickened), bu sebeple aslında Altıncı veya Yedinci Çağ’ın sonunda olduğumuzu tasavvur ettiğini yazmıştır. Arda’nın ve Dünyamızın zaman-mekân koordinatlarını arıyorum.

“Sınırları Zorlamak” için 2 yorum

  1. Enfes bir yazı olmuş.

    Hem analiz, hem terkip, hem de tüm yazılarınızda hakim olan güzel Türkçe kullanımı.

    Üslup sahibi bir yazar olmaya gider bu süreç inşallah.

    Bu yazınız benim de üzerinde durduğum meselelere değinmesi itibariyle (son yazılar da dahil aslında) güzel bir tevafuk oluyor benim için. Düşündüğüm bazı meselelerde bir açılıma yardım edebiliyor. Bir nevi müzakere oluyor (tek taraflı tabii) aramızda…

    Tekrar tebrik eder, size sağlık ve sıhhat dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir